12 Ekim 2009 Pazartesi

Meksika Dalgası Ne Zaman Kırılacak?


Kimileri Denver’daki bir Frank Zappa konserinde icat olunduğunu söylüyor, kimileri Kanada’da bir buz hokeyi maçında ortaya çıktığını… Dünya çapında tanınmasının ve yayılmasının ise Meksika’da düzenlenen 1986 Dünya Kupası’nda gerçekleştiğine kimsenin şüphesi yok.

Zaten “Meksika Dalgası” dalgası dememizin sebebi de bu, orijinalinde “La Ola” diye anılan bu saçmalığa… Şahsen hiç sevmediğim gibi, eğer tribüne gitme alışkanlığı olan birisiyseniz size de sesleniyorum: Gelin, hep beraber bu dalgaya bir son verelim!

Neden mi? Çünkü bu dalga başladı mı, sahadaki oyuncuların ve tribünde (ya da televizyon başında) gerçekten o spor aktivitesini izleyenlerin dikkati dağılıyor. Dahası, insanlar dalgalanırken ses çıkarma zorunluluğu hissediyorlar. Stadyumda alakasız ve anlamsız sesler yankılanmaya başlıyor, vs.

İlk yapıldığında belki ilginç bir fikirdi. Ama bence şu an sporda kökünün kazınması gereken bir cerahat durumunda…

Yapılacak en iyi şey, tribünde “Meksika Dalgası” başlatanları tespit edip bir daha stadyumlara adım atmalarını engellemek… Ve onları gece kulüplerine, lunaparklara ya da bu dalganın uygun düşeceği (tribün dışında) herhangi bir yere yönlendirmek…

20 Eylül 2009 Pazar

ödül gökten düşmedi! (tebrikler veysel hoca)


“biz evrenin çocukları (wir kinder des weltalls)”, “dinozorların sessiz gecesi” serisinin 5 ve 6'ncı kitabı.

“başlangıçta hidrojen vardı” ve “bilinç gökten düşmedi”nin ardından…

hoşsohbetine dalıp fakültede kilitli kaldığımız uzuuun perşembe akşamlarımızın mimarı, “gaza getirme” ustası veysel hocama, bol beygir ve sinema dolu uzun ömürler… haber şöyle:

“Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü, başarılı çevirisiyle Veysel Atayman kazandı. Dil Derneği Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, bu yıl, Prof. Dr. Tahsin Yücel, Prof. Dr. Cevat Çapan, Doç. Dr. Hamit Çalışkan, Peral Bayaz Charum ve Prof. Dr. Necdet Adabağ'dan oluşan seçici kurul, Hoimar V.Ditfurth'un yapıtını (“Biz Evrenin Çocukları”) Almancadan Türkçeye çeviren Veysel Atayman'ı oyçokluğuyla ödüle değer buldu. Veysel Atayman'a ödülü, 77. Dil Bayramı'nın kutlanacağı 26 Eylül Cumartesi günü Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak törenle sunulacak.”

18 Eylül 2009 Cuma

San Sebastian Film Festivali Başlıyor

57’ncisi düzenlenen “Zinemaldia”, Atom Egoyan’ın son filmi Chloe’nin gösterileceği galayla kapılarını açacak. 4 gün önce başlayan bilet satışlarında şu ana dek 65 bin bilet satıldı ve birkaç film haricinde bilet kalmadı.

Başkanlığını yönetmen Laurent Cantet’in yaptığı festival jürisinde şu isimler bulunuyor: Daniel Giménez-Cacho, Pilar López de Ayala, Leonor Silveira, Bong Joon-ho, John Madden ve Samira Makhmalbaf.

Inglourious Basterds’ın Victoria Eugenia Salonu’ndaki gösterimine Quentin Tarantino, Brad Pitt ve prodüktör Lawrence Bender da katılacak. Tarantino ve arkadaşları, María Cristina Oteli’nden gösterimin yapılacağı salona 200 metrelik kırmızı halıdan geçerek gelecek. Festivalde yer alacağı açıklanan Christoph Waltz ise, Michael Gondry’nin yeni filmi The Green Hornet’in çekimleri aniden başladığı için San Sebastian’a gelemedi.

Şu an San Sebastian’da bulunan diğer isimleri de listelersek; Ang Lee, Jim Jarmusch, Terry Gilliam, Michael Winterbottom, François Ozon, Tom DiCillo, Jacques Audiard, Johnnie To, Bahman Gobhadi, Lee Daniels, Olivier Hirschbiegel, Christophe Honoré, Juan José Campanella, Matthias Glasner, Lucille Hadzihalilovic, Fernando Trueba, Isaki Lacuesta, Javier Rebollo, Nicolas Klotz, Serge Bozon, Bertrand Bonello, Gaspar Noé, Jalil Lespert, Jean Marie ve Arnaud Larrieu…

Robert Duvall, Naomi Watts, Chiara Mastroianni, Miranda Otto, Brenda Blethyn, Ricardo Darín, Isaach de Bankolé, Carmen Machi, Lola Dueñas, Luis Tosar ve Ariadna Gil’in de San Sebastian’a gelmesi bekleniyor.

Festivalde Pelin Esmer’in “11′e 10 Kala”sı hem en iyi film, hem de en iyi yeni yönetmen ödülü için yarışacak. Miraz Bezar’ın alman-türk ortak yapımı Min Dit (Diyarbakır’ın Çocukları) isimli filmi ise yeni yönetmenler bölümünde yer alıyor.

Son bir not: İspanya Kültür Bakanlığı tarafından verilen “Ulusal Sinematografi Ödülü” de yarın öğle saatlerinde düzenlenecek törenle sahibini (yani Maribel Verdú’yu) bulacak.

San Sebastian Film Festivali, 26 Eylül’e kadar devam edecek.

15 Eylül 2009 Salı

Drive Safe But Don't Come Back!

Avustralya Rallisi'nin ekolojik dengenin içine ettiğini düşünen çevreciler, etap iptal ettirdi!

Önce parkura dalıp pilotları durdurdular, ardından yolu kaya parçalarıyla kapattılar…

Ve organizatörler altıncı etabı iptal etmek zorunda kaldı.











12 Temmuz 2009 Pazar

Bu zamanda video–only store olur mu? Olur. Hem de nasıl!

Mümkün olduğunca çok film izlemeye çalışsam da, “yoğun çalışma temposu” gibi bahanelerle bu sayı genelde haftada 2’nin üstüne pek çıkamıyor. Hatta boş geçtiğim haftalar bile giderek çoğalıyor. Be Kind Rewind’ı şimdiye kadar izlememiş olmam da bu tür bahanelerin arkasına sığınmış bir eşeklikti.

Daha dün izleyebildim.

Bu filmi izledikten sonra eline bir kamera alıp sokağa fırlamayı aklından geçirmeyecek tek bir insan evladı olduğunu sanmıyorum. “Sweded” kavramını hayatımıza sokması, Fats Waller’ın trenle turneye gitme hikâyeleri, surat fotokopisiyle gece çekimi yapma fikri, Driving Miss Daisy’yi tekrar hatırlatması, hatta ufak bir rolde olmasına rağmen Mia Farrow…

Herkesin aklında filmin farklı bir yeri kalacak. Ama kesinlikle “beğenmedim” demeyeceksiniz.

Memorable quote da verelim:
- I need you to say "I will piss on the bones of your ancestors".
- No, no! That's not in the movie!
- This is the next Lion King. This is Part II.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Bu Fenerbahçe forması mı?

San Fermin'de 2003'ten beri ilk ölüm olayı Cuma günkü koşuda yaşanmış ve 27 yaşındaki Daniel Jimeno Romero hayatını kaybetmişti.

Olay yerinde 2 numaralı formasıyla Bülent de dikkat çekiyor!

Bu arada boynuna saplanan boynuz darbesiyle ölen genç, sol alt köşede (çizgili)...

30 Haziran 2009 Salı

İspanyol Barlarında Israrla “Dick” İsteyen Adamlar!


Keltçe’de “Yaşam Suyu” anlamına gelen "usquebaugh" sözcüğü, önceleri "usky", zaman ilerledikçe "whisky" haline gelerek İngilizce’ye yerleşmiş. Bir viskiye “Scotch” denebilmesi için ise İskoçya’da yapılması şartmış. Bu nedenle, aynı yöntemlerle yapılan ve kalite açısından İskoç kardeşlerinden aşağı kalır yanı olmayan viskilere (örneğin Japon, Amerikan markaları) “Scotch” denemiyormuş. Onlar “viski” olarak kalmaya devam ediyormuş.

Her neyse, şu anki konumuz viskinin etimolojik ya da tarihsel kökeni değil, her gün her saat binlerce İspanya barında tekrarlanan ilginç bir manzara…

Destilerías y Crianza del Whisky S.A. (Viski ve Şarap Damıtım Evi gibi bir şey oluyor), Şubat 1959’da Segovia’da kurulmuş. 1963’te ise ilk İspanyol viskisi olan “Whisky DYC”i üretmeye başlamışlar. Fiyatının ucuz olması nedeniyle, çıktığı günden beri İspanyollar tarafından çok tercih edilmiş. İthalat bu kadar yaygınlaşmadan önce daha da popülermiş ama şu anda da ülke genelinde oldukça iyi bir pazar payına sahip. Ne de olsa yerli malı yurdun malı!

Olayın eğlenceli yönü şu: Hani İngilizce’deki “dick” var ya, viski DYC o “dick”le aynı şekilde telaffuz ediliyor! Üstelik İspanyollar barda bu ürünü isterken barmene yalnızca DYC değil “Whiskey Dyc” diye sesleniyorlar.

“Bana bir Whisky Dyc lütfen!”

Yazılışı biraz farklı olsa da söylenişi aynı olan “Whiskey Dick” ise İngiliz argosunda fena bir anlama geliyor: Alkol kaynaklı (cinsel) iktidarsızlık…

“O kadar çok içtim ki şu anda Kelly Brook gelse dünya-ahiret bacımdır” dersiniz ya, işte o durum!

1963’e dönelim ve soralım: Bir pazarlama stratejisti hangi akla hizmet şirketinin yeni ürününe bu adı verir? Küreselleşmenin geçici bir moda olduğunu mu düşündü acaba!

Sonuçta ortada ilginç bir durum var: İngiliz erkeklerinin asla üzerlerine alınmak istemeyecekleri şeyi, İspanyol erkekleri ısrarla istiyorlar.

Dyc’in çok da harika bir tadı olmadığını tahmin etmişsinizdir sanırım. Ama bunun çözümü yok mu? Tabi ki var!

Coca-cola!

Evet, viskiyi kolayla karıştırıyorlar. Ortaya çıkan “müstahzar” da öyle tuhaf, iğrenç bir şey değil, tam aksine “dyc-cola” dediğinizde her barda zahmetsizce alabileceğiniz bir ürün! Tarifi bile var:

1 şişe “Whisky DYC”,
1 şişe Coca-cola,
1 adet “tubo” (mümkün olduğunca uzun ve ince herhangi bir bardak işinizi görebilir)
Ve birkaç parça buz.

Buz parçalarını Tubo’ya koyun.

Bardağın %75’ini Dyc’inizle doldurun (öyle lüks restoranlardaki “gıdım” ölçülerinden bahsetmiyorum. Bardağın tamamının %75’ini).

Bardağın kalan kısmını ağzına kadar kolayla doldurun.

Otomobille ulaşımınız söz konusuysa anahtarları kız arkadaşınıza verin.

(Daha “leş” karışımların neler olabileceğini, yalnızca 80 cent’e 2 litre kalimotxo yapma yollarını ve “Botellón” meselesini de gelecek sefere konuşalım.)