30 Haziran 2009 Salı

İspanyol Barlarında Israrla “Dick” İsteyen Adamlar!


Keltçe’de “Yaşam Suyu” anlamına gelen "usquebaugh" sözcüğü, önceleri "usky", zaman ilerledikçe "whisky" haline gelerek İngilizce’ye yerleşmiş. Bir viskiye “Scotch” denebilmesi için ise İskoçya’da yapılması şartmış. Bu nedenle, aynı yöntemlerle yapılan ve kalite açısından İskoç kardeşlerinden aşağı kalır yanı olmayan viskilere (örneğin Japon, Amerikan markaları) “Scotch” denemiyormuş. Onlar “viski” olarak kalmaya devam ediyormuş.

Her neyse, şu anki konumuz viskinin etimolojik ya da tarihsel kökeni değil, her gün her saat binlerce İspanya barında tekrarlanan ilginç bir manzara…

Destilerías y Crianza del Whisky S.A. (Viski ve Şarap Damıtım Evi gibi bir şey oluyor), Şubat 1959’da Segovia’da kurulmuş. 1963’te ise ilk İspanyol viskisi olan “Whisky DYC”i üretmeye başlamışlar. Fiyatının ucuz olması nedeniyle, çıktığı günden beri İspanyollar tarafından çok tercih edilmiş. İthalat bu kadar yaygınlaşmadan önce daha da popülermiş ama şu anda da ülke genelinde oldukça iyi bir pazar payına sahip. Ne de olsa yerli malı yurdun malı!

Olayın eğlenceli yönü şu: Hani İngilizce’deki “dick” var ya, viski DYC o “dick”le aynı şekilde telaffuz ediliyor! Üstelik İspanyollar barda bu ürünü isterken barmene yalnızca DYC değil “Whiskey Dyc” diye sesleniyorlar.

“Bana bir Whisky Dyc lütfen!”

Yazılışı biraz farklı olsa da söylenişi aynı olan “Whiskey Dick” ise İngiliz argosunda fena bir anlama geliyor: Alkol kaynaklı (cinsel) iktidarsızlık…

“O kadar çok içtim ki şu anda Kelly Brook gelse dünya-ahiret bacımdır” dersiniz ya, işte o durum!

1963’e dönelim ve soralım: Bir pazarlama stratejisti hangi akla hizmet şirketinin yeni ürününe bu adı verir? Küreselleşmenin geçici bir moda olduğunu mu düşündü acaba!

Sonuçta ortada ilginç bir durum var: İngiliz erkeklerinin asla üzerlerine alınmak istemeyecekleri şeyi, İspanyol erkekleri ısrarla istiyorlar.

Dyc’in çok da harika bir tadı olmadığını tahmin etmişsinizdir sanırım. Ama bunun çözümü yok mu? Tabi ki var!

Coca-cola!

Evet, viskiyi kolayla karıştırıyorlar. Ortaya çıkan “müstahzar” da öyle tuhaf, iğrenç bir şey değil, tam aksine “dyc-cola” dediğinizde her barda zahmetsizce alabileceğiniz bir ürün! Tarifi bile var:

1 şişe “Whisky DYC”,
1 şişe Coca-cola,
1 adet “tubo” (mümkün olduğunca uzun ve ince herhangi bir bardak işinizi görebilir)
Ve birkaç parça buz.

Buz parçalarını Tubo’ya koyun.

Bardağın %75’ini Dyc’inizle doldurun (öyle lüks restoranlardaki “gıdım” ölçülerinden bahsetmiyorum. Bardağın tamamının %75’ini).

Bardağın kalan kısmını ağzına kadar kolayla doldurun.

Otomobille ulaşımınız söz konusuysa anahtarları kız arkadaşınıza verin.

(Daha “leş” karışımların neler olabileceğini, yalnızca 80 cent’e 2 litre kalimotxo yapma yollarını ve “Botellón” meselesini de gelecek sefere konuşalım.)

3 Mayıs 2009 Pazar

Pazartesiler... En iyisi evde olmak!

"Önce kriz, şimdi de domuz gribi!"
Javier Bardem ve Luis Tosar da ne yapacağını şaşırmış!
(El Jueves'ten)

futbolistik orgazm, orgazmik futbol!

Cumartesi akşamı Barcelona'nın Real Madrid'i Chamartin'de dağıttığı El Clásico hakkında çok yorum yapıldı.
Ama en eğlencelisi, en imalısı, Barça'nın B takımı Barcelona Athletic'in hocası Luis Enrique'den:

İki takımın da formasını giydiğini düşünürsek, bu maç hakkında konuşmayı hak eden birisi olarak Luis Enrique, "Futbolistik bir orgazm oldu," demiş.
6 golü "erken boşalma" olarak mı nitelemeli, yoksa "bu daha ön sevişmeydi, Chelsea düşünsün" mü demeli? Karar sizin.
Bu arada Enrique şunu da ilave etmiş: "Xavi, Iniesta ve Messi'yi klonlamak lazım!"

25 Nisan 2009 Cumartesi

Cigarettes and Alcohol...

Motherwell'in stadyumu Fir Park...

"Keep Cigarettes Away From the Match" yazılı Doğu Tribünü, en çok sesi çıkan taraftarların oturduğu bölüm...

2006'da İskoçya'da statlarta sigara içilmesi yasaklandığı için, aslında bu yazıya artık gerek yok.

Ama böyle güzel bir geleneği niye kaldırsınlar ki!

Bu arada Doğu Tribünü'nün hemen karşısında kalan Ana Tribün'e ise,2007'de bir maç sırasında kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren kaptan Phil O'donnell'ın adı verilmiş.


24 Kasım 2008 Pazartesi

İspanya, Sporda Göz Kamaştırıyor

Geçtiğimiz hafta sonu finalde Arjantin’i devirerek tenisin en büyük takım turnuvası Davis Cup’ı kazanan İspanya, sporda 2008 yılına damgasını vuran ülke olarak dikkat çekiyor. Bu sene içerisinde futbolda 44 yıl sonra Avrupa’nın en büyüğü olan İspanyollar, Sastre’nin Fransa; Contador’un İtalya ve İspanya Bisiklet Turu zaferleriyle sevindi. Teniste Rafael Nadal, tam 237 haftadır dünya klasmanının zirvesinde bulunan Federer’i tahtından indirirken, Pekin 2008’den de 18 Madalya İberya Yarımadasına gitti.

Fernando Verdasco’nun Jose Acasuso’yu 3-2 mağlup ettiği mücadele, Davis Cup’ta 2008 yılı şampiyonluğunu İspanya’ya getirdi. Mar del Plata’da oynanan final serisinde İspanyollar, Rafael Nadal’sız oynamalarına rağmen, kendi evinde 10 yıldır yenilmeyen Arjantin’i 3-1’le devirdi.

Bu zafer, sporda İspanya açısından harika geçen 2008 yılını taçlandırmış oldu. Son dönemde istikrarlı bir yükseliş sergileyen İspanya sporu, bu yıl kelimenin tam anlamıyla zirve yaptı.

29 Haziran akşamı EURO 2008 finalinde Almanya’yı Torres’in golüyle mağlup eden İspanya, 1964’ten sonra büyük turnuvalardaki ilk zaferini elde etti. Bu sonuç, İspanya’yı FIFA Dünya Klasmanı’nda da zirveye taşıdı.

Erkekler tenisinde bu yıl üst üste dördüncü Roland Garros ve ilk Wimbledon zaferlerini yaşayan Rafael Nadal, teklerde olimpiyat şampiyonluğunu da kimselere bırakmadı. 22 yaşındaki raket, bu başarıların ardından, tam 237 haftadır dünya klasmanının ilk sırasında bulunan Roger Federer’i tahtından indirmeyi başardı.

Nadal, Davis Cup Finalinde korta çıkamasa da, Amerika Birleşik Devletleri’ni 4-1’le devirdikleri yarı final serisinde turu getiren isim olarak dikkat çekti.

İspanya’da en popüler spor dallarından birisi olan Bisiklet’te de senenin yıldızı İspanyollardı. Fransa Bisiklet Turu’nu Carlos Sastre Candil kazanırken, Alberto Contador İtalya ve İspanya Turlarında zafere ulaştı. Olimpiyatlarda bisikletin en önemli dallarından Erkekler Yol Yarışı’nda ise, Samuel Sanchez altın madalyanın sahibi oldu.

2008 Olimpiyatlarında İspanya, 18 madalyayla tarihinin en 3’üncü yüksek madalya sayısına ulaştı. Bu madalyaların 5’i altın; 10’u gümüş ve 3’ü bronz olurken, İspanya, Pekin’de madalya sıralamasında 14’üncü basamakta yer aldı.

Rüya Takım’ın son yıllardaki en iyi kadrosuyla Pekin’e gelmesi, 2008 Olimpiyatları’nda gözlerin basketbola çevrilmesini sağlamıştı. Amerika Birleşik Devletleri, beklendiği gibi şampiyonluğu kazanırken, finalde Pau Gasol önderliğindeki İspanya karşısında çok zorlandı ve maçı ancak 11 sayı farkla kazanabildi. Böylece İspanya Basketbol Takımı gümüş madalyayla yetinmesine rağmen, altın bir gurur daha yaşadı.

Ayrıca NBA finalinde Boston Celtics’e kaybeden Los Angeles Lakers’ın en önemli oyuncularından Pau Gasol, NBA finalinde yer alan ilk İspanyol basketbolcu unvanını da 2008 yılında elde etti.

Bireysel başarıların hepsini sayarsak bu liste daha da uzayacak. Kesin olan şu ki, doğru yatırımlar yapılıp sporculara olanak tanındığında başarı kendiliğinden geliyor. Henüz 30 sene önce sancılı bir demokrasiye geçiş süreci yaşayan İspanyollar,’92 Barcelona’nın ardından şimdi de “2016 Madrid” mucizesini yaratabilmek için Chicago’yla çekişiyor. Madrid bu organizasyonu düzenlemeye hak kazanırsa, İspanya’nın spordaki yükselişinin daha da hızlanması, bu spor ülkesinin daha büyük başarılar kazanması, hiç de sürpriz sayılmayacak.

23 Kasım 2008 Pazar

22 Kasım 2008 Cumartesi

You...

“You are the most important person in your life. Be as kind to yourself as you are to others. Give yourself treats. Invite yourself out to dinner; send yourself life-affirming e-mails; ask yourself to share a holiday villa in Italy with you; leave little love letters for yourself around the house where you can discover them by chance while cleaning; ask yourself to come with you when you start your psychotherapy.”
Alistair Beaton